Sabah, henüz İstanbul’un kalabalığı uyanmadan, Sedef Adası’na doğru yola çıkarken başladı bu hikâye. Deniz, gece boyunca sakladığı sessizliği usulca geri verirken, gökyüzü açık bir sayfa gibi önümüzde duruyordu. Günü, anı ve duyguyu yazmak için. Elio Sedef’in ahşap iskelesine ilk adımı attığımda, bunun sıradan bir düğün çekimi olmayacağını hissettim. Çünkü bazı günler vardır; daha başında insanın içine sızar, kalbine dokunur ve orada kalır.



Beyza’nın hazırlık odasında, camdan içeri süzülen ışık, gelinliğinin üzerine yumuşak bir tül gibi düşüyordu. Sessizliğin içinde heyecan vardı. Derin nefesler, küçük tebessümler, aynada kendine son bir bakış… Her ayrıntı, birazdan başlayacak olan büyük yolculuğun habercisiydi. Kerem ise adanın başka bir köşesinde, dostlarının arasında, sakin ama derin bir mutlulukla bekliyordu. Gözlerinde, “oldu artık” diyen bir huzur vardı. Bu iki kalbin, birazdan aynı ritimde atacağını bilmek, çekime başlarken içimi tarifsiz bir sevinçle doldurdu.
İlk karşılaşma anı, günün en saf ve en kırılgan sahnesiydi. Zaman, sanki birkaç saniyeliğine durdu. Beyza’nın gözleri ışıldadı, Kerem’in yüzünde çocukça bir gülümseme belirdi. Ne söze gerek vardı ne de büyük hareketlere… O kısa bakış, yıllar boyu anlatılacak bir hikâyeyi tek kareye sığdırdı. Objektifim, o an yalnızca fotoğraf çekmiyordu; iki insanın birbirine dokunan kalbini kayda alıyordu.

Sedef Adası’nın doğası, bu aşka sessizce eşlik ediyordu. Rüzgâr, çam ağaçlarının arasından geçip denizin yüzeyinde ince dalgalar oluştururken, adanın her köşesi fotoğraf için bambaşka bir sahneye dönüşüyordu. Taş yollar, ahşap iskeleler, çiçeklerle süslenmiş alanlar… Her adımda yeni bir duygu, her karede yeni bir hikâye saklıydı. Beyza ve Kerem’in samimi halleri, bu doğallığın en güzel tamamlayıcısıydı.
Nikâh saatine doğru Elio Sedef’in atmosferi yavaş yavaş değişti. Konuklar adaya ulaştıkça, sessizlik yerini neşeli seslere, kahkahalara ve heyecana bıraktı. Çiçeklerle çevrili nikâh alanı, denizin hemen kıyısında, sanki gökyüzü ile yeryüzü arasında kurulmuş bir düş kapısı gibiydi. Sandalyelere vuran güneş ışığı, denizin mavi tonlarıyla birleşerek büyülü bir tablo oluşturdu. Bu sahnede söylenecek her “evet”, yalnızca iki kişiyi değil, bütün günü anlamlı kılacaktı.

Ve o an geldi. Alkışlar yükseldi, gözlerde yaşlar belirdi. Beyza ve Kerem, birbirlerine söz verirken, zaman bir kez daha yavaşladı. Dalgaların ritmi, kalplerinin atışıyla uyumlandı. O an çekilen her kare, yalnızca bugünü değil, yıllar sonra hatırlanacak duyguları da sakladı. Çünkü düğün fotoğrafçılığı, benim için sadece güzel görüntüler üretmek değil; insanların hayatlarına dokunan, zamansız anılar bırakmaktır.
Gün ilerledikçe ada, bambaşka bir renge büründü. Gün batımı, gökyüzünü altın ve pembe tonlarına boyarken, Beyza’nın gelinliği rüzgârla dans ediyor, Kerem’in bakışları ondan bir an olsun ayrılmıyordu. Bu saatler, romantizmin en saf halini sunar. Ne yapay pozlar ne de zorlanmış gülüşler… Sadece iki insan, birbirinin varlığında huzur bulan iki kalp. İşte tam da bu yüzden, en sevdiğim kareler bu anlarda ortaya çıkar.



Gece çöktüğünde Elio Sedef ışıklarla aydınlandı. Masalar, mumlar, çiçekler ve denizin üstünden esen serinlik… Dans pistinde atılan her adım, edilen her kahkaha, sarılan her çift kol, bu hikâyeyi biraz daha derinleştirdi. Beyza ve Kerem’in sevdikleriyle paylaştığı bu saatler, günün finalini değil, aslında yeni bir hayatın başlangıcını simgeliyordu.

Sabahtan geceye uzanan bu düğün hikayesi çekimi, yalnızca bir organizasyonun belgesi değil; bir aşkın, bir yolculuğun ve bir hayalin kaydıydı. Çekim bittiğinde, Beyza ve Kerem’in yüzünde gördüğüm o huzur dolu gülümseme, yaptığım işin en değerli karşılığıydı. Çünkü biliyorum ki, yıllar sonra bu fotoğraflara baktıklarında, sadece nasıl göründüklerini değil, o gün nasıl hissettiklerini de hatırlayacaklar.


Elio Sedef’te, Sedef Adası’nın kalbinde gerçekleşen bu özel düğün, benim için de unutulmaz bir hikâyeye dönüştü. Eğer siz de düğün gününüzü, pozlardan ibaret olmayan; duygusu, akışı ve ruhu olan bir anlatıyla ölümsüzleştirmek istiyorsanız, bu yolculuğa birlikte çıkabiliriz. Çünkü bazı anlar vardır, sadece yaşanmaz; anlatılır, saklanır ve nesiller boyu taşınır.


