Bazı günler vardır; sabahı bile başka başlar. Işık daha yumuşak, rüzgâr daha anlayışlı eser. Zeynep ve Ali ile çekime başladığımız gün de tam olarak öyle bir gündü. Hidiv Kasrı’nın merdivenlerinde zaman ağır ağır akıyor, Boğaz’dan gelen serinlik bu hikâyeye sessizce eşlik ediyordu.

Zeynep’in gelinliği, kasrın taş duvarları arasında bir masal gibi süzülürken Ali’nin bakışlarında tek bir cümle vardı: “İyi ki.” Abartısız, gösterişsiz ama çok derin… İşte gerçek aşk tam da böyle bir şeydi. Poz vermek hiç gerekmedi; onlar yan yana durdukça anlar kendiliğinden oluştu. Gülüşler içtendi, dokunuşlar sakindi, her karede güven vardı.

Hidiv Kasrı’ndaki çekim, hikâyenin ağırbaşlı başlangıcı gibiydi. Ardından Atatürk Arboretumu’na doğru yola çıktık. Sonbaharın sarıdan altına dönen renkleri, göl kenarında sessizce süzülen kuğular, yaprakların altında kalan patikalar… Doğa, sanki bu aşka özel hazırlanmıştı. Zeynep ve Ali yürüdükçe ışık onları takip etti, ağaçlar başlarını eğip bu mutluluğa tanıklık etti.

Atatürk Arboretumu’nda çekilen her karede biraz huzur, biraz heyecan, çokça sevgi vardı. Gelinliğin etekleri yapraklara karıştı, kahkahalar dalların arasından yankılandı. Kimse acele etmedi. Çünkü bazı anlar çabuk geçmesin diye yavaş yaşanır.

Benim için düğün fotoğrafçılığı, sadece güzel kareler yakalamak değil; o günün ruhunu, çiftlerin birbirine baktığında hissettiklerini yıllar sonrasına taşıyabilmek. Zeynep ve Ali çekim sonunda yanımdan ayrılırken yüzlerinde aynı ifade vardı: Hafiflemiş, mutlu ve tamamlanmış…
İstanbul’da düğün fotoğrafı çektirmek isteyen her çift için Hidiv Kasrı ve Atatürk Arboretumu hâlâ en özel duraklardan. Ama asıl güzellik, oraya götürdüğünüz hikâyede saklı. Doğru ışık, doğru an ve samimi bir bağ bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey, sadece fotoğraf değil; bir hatıradır.
